Başkanlık sistemi referandumu 16 Nisan’da yapılacak. Bu seçimler, AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi geleceğine yön verebilir. Ön yoklamalara göre Türkiye’de  “Evet” ve “Hayırcılar” baş başa gidiyor.

Böyle bir durumda boykot Erdoğan’ın işine geleceği gibi yurtdışı oyları ise belirleyici bir rol oynayabilir. Bunun içindir ki AKP kurmayları, hükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, her koşulda diğer ülkelerin yasalarını ve iç güvenliklerini, diplomatik ilişkilerini hiçe sayarak yurtdışı seçim kampanyalarına aşırı şekilde büyük bir önem veriyor.

Yurtiçi ve yurtdışında “Evetçiler” bloku AKP-MHP seçmenlerinden oluşurken, “Hayırcılar” bloku ise başta bir şeriat rejimine karşı olan seküler güçler, HDP-CHP/Kemalistlerden oluşuyor. Büyük bir dezenformasyon ve propaganda baskısı altında bulunan bu her iki blokta da oy kaymaları mümkün olabilir.

Başkanlık sistemi referandumu daha çok Türkiye’nin içişlerini ilgilendirirken, her dönemde hükümet genelgeleri ve sıkıyönetim kanunlarıyla yönetilen Kürd bölgeleri veya Kürd meselesinin çözümü için ise kökten belirleyici öneme sahip olmayacak. Yani Türkiye’de şu anda Muhafazakarlar ve Kemalist güçler arasında bir iktidar mücadelesi yaşanıyor. AKP’nin iktidar gücünü bir türlü kabullenmeyen Kemalistler, Erdoğan’ın 2003 yılından bu yana planlı ve sistemli bir şekilde kurmaya çalıştığı “İslam rejiminin” gitmesi için yurtdışı ve yurtiçi bütün güçlerini seferber etmiş bulunuyor.

Kendi içinde dağınık ve “muğlak-hedefsiz” bir yol izleyen Demokratik-Legal Kürd Haraketli ise şu veya bu şekilde bu iki gücün arasında sıkışmış, onların tesir sahası içinde hareket ediyor veya  bunlar tarafından yönlendiriliyor.

AKP yöneticileri ve Erdoğan’ın AB ülkelerini Türklere ve AKP politikacılarına faşizm uygulamakla suçlaması veya bu ülkelerde seçim etkinliklerin yasaklanması sadece ve sadece Erdoğan’ın ve Avrupalı ırkçı popülist siyasetçilerin işine geliyor.

İşin başka ilginç yönü ise muhalif güçlerin (yurtdışına kaçan Kemalist gazetecilerin, CHP-HDP v.s.) “fikir özgürlüğü” çerçevesinde Erdoğan ve onun bakanlarına sahip çıkması ise Avrupalıların kafasını karıştırıyor.

Avrupa ülkelerinde aşağı yukarı Türkiye’den gelme 6 milyona yakın “Türk” yaşıyor. Resmi olmayan kaynaklara göre bunun 2 milyonuna yakını Kürd. Türkiye Yüksek Seçim Kurulu’na göre bu nüfustan oy kullanma hakkına sahip olanların ülkelere göre dağılımı ise şöyle:

Almanya 1 milyon 400 bin, Fransa 326 bin, Hollanda 252 bin, Belçika 137 bin, Avusturya 108 bin, İsviçre 95 bin ve İsveç 38 bin.

Görüldüğü gibi yurtdışında 2,5 milyon civarında potansiyel seçmen bulunuyor. AKP bu oyların 2 milyonunu almak istiyor. Böyle bir sayı Erdoğan’ı referandum hedefine getirebilir. 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP yurtdışı oylarının ezici çoğunluğunu (%60 civarında) almıştı. Bir nevi AKP ve Erdoğan’ın siyasi geleceği ve iktidar projesi için “ölüm kalım mücadelesi” söz konusudur.

16 Nisan’da Erdoğan referandumu kazanırsa, önüne koyduğu hayati hedefe ulaşmış olacak. Halkın oylarıyla hukuki olarak da hedefine ulaşan Erdoğan’ın sınırsız iktidarının önünde olan son engellerde ortadan kalkmış olacak ve ona karşı olanları da “yere gömmüş olacaklar”. Peki, sandıktan “Hayır” mucizesi çıkarsa ne olacak?

Siyasi gözlemcilere göre “zaten asker, polis, bürokrasi ve mahkemeler üzerinde bir denetim kuran Erdoğan çoktan beri başkanlık sitemini kurmuş” bulunuyor. Referandum sadece bunun onayı anlamına gelecek!