Bunca zulüm, bunca zalim karşımızda dururken ‘çatışacağız’ cümleleri arasına sıkıştırılan ve bu cümlelerden kardeşkanı akıtılmasına tarafgirlik istenilen Kürd parti ve örgütlerinden; ‘bu kavgada benim dediklerimi onaylayın ve yaptıklarıma evet deyin’ diyen, Kürd toplumunun tüm kesimlerini kutuplaştıran bir aklın bam tellerine dokunmadan nasıl anlatmalı?

Son aylarda ‘son terörist yok olana kadar’ evet’e evet demek için Suriye’nin derinliklerine sürülen askerle, Nusaybin köylerinde uygulamaya konulan adı ölüm olan uygulamalarla, Kürd partilerini birbirine silah çektirmekle sinekten yağ çıkarılmak isteniliyor…

Ölen o gençleri  “KDP’li” ya da “PKK’li” olarak değil de “insan” olarak görenlerin sayısı da o ölümlerle birlikte maalesef gün geçtikçe gittikçe daha da azalıyor.

Kürd toplumunun her kesim ve katmanı kin ve nefret söylemiyle kana ekmek bananlar, kan emmiş sülükler gibi insanlarımızın nefretle şişirmek istediklerini çıplak gözlerle görüyoruz.

Kürdlerin Birakujîsinde, karşılıklı nefreti kabardıkça kabartanlar, Rojava’da, Güney’de kazanılanları Kürdlerin elleriyle bertaraf etmek istiyor ve oturup ellerini ovuşturuyorlar.

Kürd toplumu bunca acı, ıstırap ve nefret tohumunun kan revan içinde ekilmesine ne kadar sabır gösterir bilinmez… Bunlardan da daha yakıcı olan gerçek, bütün bu acıları yaşamak zorunda olmadığımız halde yaşıyor olmamız…Gençlerimizin ölmesi kaçınılmaz bir kader değil asla...Bu yüzyıllardır Kürdistan’ı yönetenlerin topluma tercih ettirdikleri bir durum ne yazık ki. Toplumda, “kardeş kavgalarında hep tarafgir, hep birini kayırma, birine yaranma kültüyle hareket ettiğinde ve kendisine bu durumu reva gören, yerine Kürdün diğerine kinini nefretini büyüttüğünden, eşitliğe, kardeşliğe, hepsi benim halkımdır, hepsi benim için canını ortaya koyuyor, kendisini layık görmediği, haklıyı haksızı amasız, fakatsız ayırt etmek istemediği için her şeyi Kürd parti ve örgütlerinin  omuzlarına bırakıyor...r

O yüzdende o partili, bu partili olmaktan, doğruları söyleyememekten, yanlışı yapandan hesap sorulamadığından, demokrasi kültürü, eleştiri kültürü ve hakkaniyet kültürünü geliştiremedik ve tarafgirlikten bir adım ileriye gidemedik.

Oysa can yakıcı iç sorunlar konuşulsaydı, birlikte hakkaniyetçe çözümler üretilseydi, Şengal’de olanlar ve olacaklar arasında kıskaca tutulmaz, tıpkı  Kolombiya’da olduğu gibi, bizi bu hale getirenlerle evet veya hayır değil,  çözüm için hazırlanan müzakere anlaşmasının onaylanması soruluyor olacaktı ve tıpkı FARC gibi bir barışa imza atılmış olacaktı.

Yargının sefaletini, Meclis’in işlevsizleştirilmesini, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, gazetecilerin tutuklanmasını, on binlerce insanın işten atılmasını, hayalleri ellerinden alınan binlerce aydının yurt dışına çıkması gibi sorunlar olmayacaktı.

Elbet sorunsuz olmayacaktık, ama bugün konuştuğumuz sorunların yerine çok daha farklı sorunlar gündemimizi oluşturacaktı.

Kürdistan coğrafyasında hiç bir parti diğer partiye burada ne işleri var, buralar onların değil deme hakkı yok. Bütün Kürd coğrafyası tüm Kürdlere aittir. Bunun ne tartışması ne gerekçesi olur.

Uzun yıllardır süren savaşın yol açtığı tahribatların giderilmesi için neler yapılabileceğini, nasıl yapılabileceğini her birimiz dört tarafından tutarak insanlarımızın yaralarını hafifleteceğimize, özlemlerini gidereceğimize bunları ağırlaştırıyoruz.

Bunların hiçbiri olmadı.

Olan ne? Birakujî…

Hep birlikte “ölümün hamasetine” son vermeliyiz…

Bunun için yapılacak en akıllıca şey, birakujîye kocaman bir  hayır demektir…

Hep aynı basamakta takılıp kalmayalım.

Hiçbir şey icat etmemiş kardeş savaşı icat ettiğimiz kadar, ama hep savaşmış bir toplumun devletsiz, ‘kimliksiz’ çocukları olarak  kardeşimizi “yenmek” bize en kutsal, en yüce değer gibi gözüktü hep.

Hala birbirimizi “yenmek” istiyoruz.

Sanki  kardeşi “yenersek” bu büyü bozulacakmış, bu zulüm bitecekmiş, bu acılar dinecekmiş gibi kardeşimize karşı hep “galibiyeti” arıyoruz.

Yendiğimiz kimse yok, kendimizden başka...

Gelip durduğumuz yer, kendi kardeşlerimizi insafsızca öldürdüğümüz, analarımızın yüreğine düşürdüğümüz bir kor parçası…

Bu kadar çok birlikten, yiğitlikten bahsedilen ve bu kadar çok iç çatışmalar yaşamış, dört parçaya bölünmüş ve devlet kuramamış kaç toplum vardır yeryüzünde bizim gibi?

Hangi büyük günahın kefareti olarak bu toplum kendisini bu kadar hırpalıyor, hangi gizli kompleksin kıvranmasıyla kendisini “insanlığa” yakıştıramıyor, hangi çarpılmanın etkisiyle bir devlet kurmayı kendisine layık görmüyor?

Biz de herkes gibi insanız.

Bu kadar basit bir gerçeği neden kabullenemiyoruz?

Asırlardır bir toplumun zihniyeti hiç mi değişmez?

Ne tedavi edilemez bir hastalığa tutulmuşuz böyle.

Kürd halkının yüzyıllık hikâyesi bu kadar basit olmamalı…

Kardeş kavgasına karşı olduğumuzu söylememek için kılıktan kılığa giriyoruz, sembollere sığınıyoruz, toprağa düşenlerden medet umuyoruz.

Yavuz Özcan: yozcan@imp-news.com

Gazeteci, yazar. 1987’de başladığı meslek yaşamında Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde çok sayıda gazete, ajans ve TV’de çalıştı, yöneticilik yaptı. Milliyet, Güneş, T. Diriliş, Ö. Gündem, Kürd-Ha gibi gazete ve ajanslarda savaş muhabirliği yaptı. Farklı TV’lerde araştırmacı programlar yaptı. İran-Irak savaşı, Lübnan iç savaşı, Filistin-İsrail sorunu, Meksika Zapatist ayaklanması, Kolombiya ve Sri Lanka - Tamil Elam savaşlarına tanıklık etti. Çalıştığı alana dair yüzlerce makale, haber, röportaj yayınladı. Fransa’da yaşamaktadır.