Anayasada, kozmetik bir müdahale ile paradigmatik bir değişim yapılıyor. Oysa bu süreç toplumun tüm katmanları tarafından tartışılması, sivil toplum tarafından hazmedilmesi, demlenmesi gereken bir süreçtir. Bunun yerine apar topar yangından mal kaçırır gibi neden yapılıyor bu düzenleme? Böyle olunca, yapılan iş Türkiye’nin ihtiyaçlarından ziyade kişiye özgü bir değişim izlenimi veriyor.

Şimdi toplum bu kadar gerilmişken, hergün sağda solda bombalar patlarken, açlık yoksulluk kol gezerken, dolar almış başını giderken, esnaf kan ağlarken, ekonomi çöküntü emareleri gösterirken, gelir dağılımındaki bozulma ve adaletsizlik had safhaya ulaşmışken; yüzlerce gazeteci, düşün ve bilim insanı içerdeyken, yüzlercesi görevlerinden uzaklaştırılmışken; dışarıdan ve içeriden her gün şehitler gelirken; HDP’nin milletvekili, belediye başkanı ve parti yöneticilerinin çoğu içeri alınmışken; OHAL rejimi son sürat devam ederken;  AKP, MHP‘yi koltuğuna alıp bir değiştirme işlemine, üstelik kişisel isteğe bağlı, dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir dizayn yapmaya çalışıyor.

Siyasetin gerçek işlevi

Oysa siyasetin görevi, sorunları çözmek, mevcut sorunlara yenilerini eklemek değil. Başarılı siyaset;

a) Pastayı büyütmek,

b) Bunun adil bölüşümünü sağlamak,

c) Bunları huzur, güven ve barış ortamı içerisinde gerçekleştirmekle mükelleftir.

Cari yönetim ise mevcut sorunları çözmek yerine; çözülmesi gereken yeni bir sorun yaratıyor.

İçeride ve dışarıdaki işlemleriyle nerdeyse bütün dünyayı karşısına almış durumda, temel hak ve özgürlükleri savunan ve bu konuda iktidarı uyaran AB’ye de karşıdır. Demokrasi ile bir alakası olmayan Şanghay Örgütü’ne meylederek NATO’ya karşı ve bu bahane ile AB ve ABD’ye aba altından sopa gösteriliyor. Suriye de PYD ile hareket eden ABD’ye karşı, Esad’a karşı, Esad’ı destekleyen Çin’e karşı; Ortadoğu’da Müslüman Kardeşlere karşı olan İran’a karşı, ona karşı buna karşı.. Peki neden yana? Dünyanın hiçbir yönetim sistemi modelinde bulunmayan yeni bir “Türk Tipi Başkanlıktan” yana. Onu bile apar topar yangından mal kaçırırcasına ve popülizmi kullanarak yapıyorlar..

Popülizm

Popülizmin iki önemli öğesi var: Biri, müesses nizamdan nefret etmek; diğeri de kendi adına değil, halk adına konuşmaktır. Popülist, kendini alttakilerin öncüsü gibi sunarak bu kesimleri arkasına alıp kendine yol açar. Bu arada yıkıcı, tahrip edici bir güce ulaşır. Belli bir güce ulaştıktan sonra kimseyi tanımaz, tahrip edici olmaya başlar. Yıkma işine de önce denetleme özelliği olan kurumlardan başlar. Demokrasi nasıl ki toplumdaki farklılıkların temsiline ve bu farklılıkların kendi farklılıklarını koruyarak bir arada yaşamasına dayanan çoğulcu bir rejim ise kişiye dayanan rejimler de farklılıkları teke indirgemenin kendi yönetimi için daha kolay olacağını düşünerek buna yönelir.

Oysa çoğulculuğun yönetimdeki görünümü, farklı kurumlar ve kurumlaşmalar olarak ortaya çıkar. Kişi yönetimine dayanan yönetim monist(tekçi)dir. Nasıl ki toplumsal farklılıkları kendisi için engel olarak görüyorsa tek kişi, düzeni ve işleyişi çoğulculuğun ruhuna uygun olarak oluşturulmuş kurumları da kendine engel görür ve onları ya ortadan kaldırır ya da işlevsiz hale getirir; tahrip ederek işlevsiz kıldığı kurumların tüm işlevlerini kendinde toplar. Örneğin yasama kurumu olan meclisi devre dışı bırakır, işlevsiz kılarak ülkeyi KHK’larla yönetmeye çalışır. Yanısıra yürütmeye el atar, kendi buyruklarını onlar üstünden yürürlüğe sokar. Yargı organlarının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ortadan kaldırarak kendine göre dizayn eder, mahkemeleri kullanarak istediği kişileri tutuklatır, istemediği kurumları kapatır. Sendikalarla, derneklerle, STK’larla istediği gibi oynar. Eğitimi istediği gibi düzenler. Hatta özerk olduğu ileri sürülen üniversiteleri bile istediği gibi yönetir. Bu liste her alanda böyle uzayıp gider.

Nasıl bu hale geldi?

Denilebilir ki son çeyrek asırda küreselleşme büyük şirketleri semirtti, zenginlerin kazancını katladı, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar ise daha da yoksullaştı. Açlık sınırının altında kalanlar düne göre daha çoğaldı ve üstelik bunlar için bir şey yapılmadı, aç kitleler kaderleri ile baş başa bırakıldı. Onlar için kılını kıpırdatmayan küresel düzen çeyrek asırda sınırlarına dayandı, artık bu düzenin bu haliyle sürdürülebilir olmayacağını görmek için Trump gibi adamların damdan düşer gibi gelmesi beklendi.

Şimdi bu düzen katmerli bir çıkmazla karşıkarşıya. Zannımca en büyük boşluk Marx’tan sonra sistemi ve durumu gerçek boyutlarıyla tespit eden ve kendine göre çıkış yolları gösteren bir “Kosmogania’’nın olmayışıdır. Dünya doğrudan, katılımcı ve çoğulcu demokrasi ile çıkış arıyor. Bu sorunları düşünmek ve çözmek dururken Türk Tipi Başkanlık peşine takılmış gidiyoruz. Ne başkanlığa ne de parlementer sisteme uymayan bu melez yapı geçerse, sorunlarımıza derman olmayacağı gibi çağdaş dünya ile entegrasyonda da sorun yaşatacaktır.

Ahmet Özer: aozer@imp-news.com

Profesör, öğretim görevlisi. Van Eğitim Enstitüsü’nden sonra, 1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Sosyoloji ve Bilim ve Siyaset Felsefesi alanında iki master yaptı. GAP’ın Ekonomik, Kültürel ve Politik Boyutları” adlı teziyle doktor;  “Osmanlıdan Cumhuriyete Değişim” tezi ile doçent, “11 Eylül ABD, Küreselleşme ve Türkiye” tezi ile profesör oldu. Farklı üniversitelerde Rektör Yardımcılığı, Dekanlık ve kurucu dekanlık ve Bölüm Başkanlığı görevlerinde bulundu. GAP Belediyeler Birliği kurucusudur. Toros Üniversitesi'de Rektör Yardımcısı görevini sürdürmektedir.

Kimi kitapları: Güneydoğu Anadolu ve GAP Gerçeği. Damar Yayınları, Ankara, 1990, Modernleşme ve Güneydoğu.  İmge Yayınları, Ankara, 1998, Kentleşme ve Yerel Yönetimler. Ürün Yay, Ankara, 2000. (Prof. Dr. Cevat Geray’ın Önsözü İle), Osmanlıdan Cumhuriyete: Süreklilik ve Değişme. Sis Yay, Ankara, 2000, Sosyal Bir Varlık Olarak İnsan. Öteki Yayınları, Ankara, 2002, Tanzimat’tan Bugüne Batılılaşma ve Avrupa Birliği. Elips Yayınları, Ankara, 2003, Doğuda Aşiret Düzeni ve Brukanlar. Elips Yay, Ankara, 2003, 11 Eylül, ABD – Türkiye ve Küreselleşme. Elips Yayınları, Ankara, 2005, Beş Büyük Kavşakta Kürdler ve Türkler,  Hemen Kitap, İstanbul 2009, Derin Üniversitede Bir profesörlük Öyküsü. Öteki Yayınevi, İst, 2015, Dağ Sancısı. Öteki Yayınevi, İst, 2015.