Geçen yazımda kaldığım yerden dünyanın hali pürmelaline göz atmaya devam edeceğim.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker 14 Eylül 2016’da Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı “Birliğin Durumu” konulu konuşmasında “Ortak Avrupa Ordusu”ndan önemle bahsetti.

Bir ay kadar önce Avrupa Birliği’nin ortak savunma fonu kurmak için harekete geçtiği haberlere yansıdı. Habere göre söz konusu fona 5 milyar Euro aktarılacak. Ne oldu da barışçı temeller üzerine kurulan Avrupa Birliği böyle bir adım atmaya hazırlandı? Cevabı malum; ABD seçimlerini Trump kazandı. Müstakbel başkan, NATO’nun bir para tuzağı olduğunu, ABD’nin NATO’ya ciddi miktarda para akıttığını, ayrıca AB’nin NATO tarafından otomatik olarak korunmasının doğru olmadığını, AB’nin bunun için çeşitli bedeller ödemesi gerektiğini düşünüyor. Bulduğu her fırsatta bu düşünceleri dile getiren Trump’a ilave olarak bir de İngiltere AB’den çıkma kararı alınca AB de ortak savunma için kolları sıvadı. Savunma kelimesi sizi yanıltmasın, mesela Afganistan’da ya da Irak’ta NATO’dan bağımsız olarak savaşabilecek bir oluşumdan bahsediliyor.

Gelelim Avrupa’daki sosyal gelişmelere. Milattan sonra 350-800 yılları arasında yaşanan Kavimler Göçü, bugün de farklı sebepler ve varyasyonlarla yaşanıyor. İlki, Avrupa’yı derinden etkileyip kıtanın siyasi yapısını şekillendirdi. İkincisi ise yüzyıllardan beri üzerine ekleye ekleye tesis edilmeye çalışılan bir yapıyı, Avrupa’yı derinden sarsıyor.

Avrupalılar tarafından büyük ölçüde sömürgeleştirilen Afrika, Ortadoğu ve Asya’nın bütün nimetleri on yıllar boyunca Avrupa’ya aktı, gürül gürül akan bir nehir gibi.. (o kadar ki geçmişte İngiltere, Tac Mahal’in taşlarını söküp açık artırmada satmaya kalktı. Neyse ki taşlar çok rağbet görmedi de Tac Mahal günümüze erişebildi.) Özellikle de son 5 yılda Doğu’dan Batı’ya yaşanan akıntının niteliği değişti: Batı’nın kendilerine miras bıraktığı diktatörlerden, zulümden, terörden, yoksulluktan ve yoksunluktan kaçıp yine Batı’ya sığınıyorlar Suriyeliler, Afganlar, Iraklılar, Libyalılar ve daha nicesi.

Avrupa bu mülteci akını karşısında önce ne yapacağını bilemedi. Sonrasında sınırlarını kapatmayı, kontrolleri sıkılaştırmayı denedi, hatta Türkiye ve Libya gibi ülkelere mülteci akınını durdurmaları karşılığında rüşvet teklif etti. Geçmişin hümanist ve akılcı Avrupa’sının aklı buna yetti. Bütün bunların sonucunda Akdeniz ve Ege Denizi bir isimsiz mülteci mezarlığına dönüştü.

Stratejistler çoktandır Avrupa Birliği’nin dağılması olasılığını konuşuyorlar. Açıkçası bence de çanlar AB için çalıyor ama Brexit haricinde dağılma için henüz somut ve kayda değer bir emare yok. Yalnız şu bir hakikat; Avrupa’nın sosyal yapısı ciddi manada değişiyor. İki nesil sonra karşımızda bambaşka bir Avrupa olacak.

Kore Yarımadası ve Japonya

2014’ün Temmuz ayında Şinzo Abe, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafından hazırlanan ve yürürlüğe konulan ve hala geçerliliğini koruyan Japon Anayasası’nın 9. maddesini yeniden yorumlamayı teklif etti. Söz konusu madde savaştan uzak durmayı ve ordu bulundurmamayı öngörüyordu. Başbakan Abe’nin teklifine göre Japonya kitle imha silahlarına, ağır bombardıman uçaklarına veya gemilerine, balistik füzelere sahip olmayacak ama kendini korumaktan da geri durmayıp ülke dışındaki askeri operasyonlara da katılabilecek.

Çin ile Güney Çin Denizi’ndeki adalar sebebiyle ciddi sürtüşmeler yaşayan ve hemen yanı başındaki komşusu Kuzey Kore olan Japonya daha önceleri kurmuş olduğu “Öz Savunma Birlikleri”ni güçlendirmiş ve yeni filolar, tugaylar kurmuştur.

Hali hazırda ABD’nin en büyük filosu olan 7. Filonun merkezi Yokosuka / Kanagawa (Japonya)’dadır. Bu filoya ait üsler de yine Japonya, Güney Kore ve Guam’dadır. (Guam’a ayrı bir parantez açmak lazım. Pasifik Okyanusu’nda yer alan bu ada, güneyinde Papua Yeni Gine ve Doğu Timor, Kuzeyinde Japonya, batısında Filipinler bulunan stratejik bir ABD toprağıdır ve burada iki ABD üssü bulunmaktadır.)

ABD ile Tayvan (Çin Cumhuriyeti) arasında 1954 yılında imzalanan anlaşmaya göre Tayvan bir saldırıya maruz kalırsa ABD tarafından savunulacaktır. Yine ABD ile Japonya arasında imzalanan anlaşmaya göre ABD ordusu herhangi bir savaşa katılırsa Japonya, ABD ordusuna lojistik destek verecektir. Kore de şüphesiz ABD saflarında yer alacaktır.

Olası bir çatışmaya mahal vermeden sorunları çözme imkânı yok mu?

Elbette var: Devletlerarası işbirliği mekanizmasını faal hale getirmek ve “kazan-kazan” ilkesinden taviz vermemek. Ancak o zaman reel bir barıştan bahsedebiliriz. Bu realiteler olmadan tesis edilecek bir barış hâli, ancak günümüz örneğindeki gibi her an çatışmaya dönüşebilecek bir “vahşi barış” şeklinde tanımlanabilir.

Ve Türkiye…

En uyanık, en dirayetli, en akılcı, en vakur, en sakin olması gerektiği bir dönemde bütün bunların zıddına göre; stresli, realiteden çoğu zaman uzak ve bir kişinin duygularıyla hareket ediyor Türkiye. İflah olmaz komplo teorilerinin bini bir para. Devlet aklını yitirmiş gibi; bir AB’ye çatıyor bir ABD’ye, bir İran’a yükleniyor bir Rusya’ya ilanı aşk ediyor. Yıllardır bu kadar dengesiz bir dış politika izlememişti Türkiye. Ve bütün bunlar olurken dünya devletleri kendi saflarını sıkılaştırıyor, savunma harcamalarını katlıyor ve deyim yerindeyse gardını almış bekliyor. Bir biz bodoslama dalıyoruz her şeye. Ve daha kendi evimizi korumaktan aciziz!

***

“Her şey bir tek ve aynı şeydir” der Coelho unutulmaz romanı Simyacı’da. Bizler, sonsuz büyüklük içindeki küçücük dünya üzerinde varlığını sürdüren insanlar, aslında bir tek ve aynı olduğumuzu fark edene kadar acı çekmeye devam edeceğiz. Yılbaşı gecesi yaşanan katliamı nefretle kınıyor saldırıda ölenlerin ailelerine sabır ve metanet diliyorum.

Hakan Demir: İnönü Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Lefke Avrupa Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler üzerine, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi üzerine yüksek lisans yaptı. Güney Amerika, Ortadoğu ve Kuzey Afrika gibi birbirinden oldukça farklı coğrafyalarda yaşadı, araştırmalar yaptı. Brezilya'da yaşarken PUC-SP Üniversitesi’nde dersler verdi. Fas Mohammed V Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora öğrencisi. 6 dil konuşabilmektedir.