Merhaba, bu yazımı okuyup bana ‘merhaba’ diyenler...

Merhaba, bu umutsuzluk içinde hiç umudunu yitirmeyenler…

Merhaba, bu sisli ve puslu ortamda gerçeğin pesinden koşarken kendini hapishanelerde bulanlar…

Merhaba, bindiği dalı kesenler, öksürüğe göre esenler, her şeyi üstüne alınıp çabuk kırılıp küsenler…

Merhaba, atı alıp Üsküdar’ı geçenler, memleketin selameti için, kan tükürüp kızılcık şurubu içenler…

Merhaba, zor koşullarda kendi yağıyla kavrulanlar, el kapılarında savrulanlar…  

Merhaba, yeni Türkiye’nin medya sahnesinde geçmişleri bilinmeyen, birilerini hep hedef gösteren, kılıç kalemliler…

Merhaba, gözünü budaktan, sözünü zalimden sakınmayan, gerçeğin pesinde depar atan meslektaşlarım…

Merhaba, 45’lik plaklar gibi, devrim arabaları döneminde kalan yerli politikacılar…

Merhaba, vatanseverlik adına her türlü cambazlıkları yapan, her kapıyı açan yalan dolanı meslek edinenler…

Merhaba, konuşurken mangalda kül bırakmayanlar, halka talkin verip kendileri salkımı yutanlar, dönme dolapçılar, çakırkeyifçiler, iki arada bir derede kalanlar, ilericiler, gericiler, övüngenler, sürüngenler, ben demiştimciler, neme lazımcılar…

Merhaba, ağızdan dolma, kulaktan kapma, üstünkörü, kara aydın, saray soytarıları…

Merhaba, yiğitlikte düzen aslanı, ödleklikte tarla sıçanı, çaresize tekme vuran, güçlüye el pençe duran, gelene ağam, gidene paşam diyenler…

Merhaba, çıkarları için kutsal değerler üzerine yemin edenler, günlük işleri rant peşinde koşmak olanlar, alavere dalavere, klasik politikaları idare, kuyruğa kul köle, buyruğa güvercinler gibi takla atanlar, düşüncesi sahibinin sesi, düşünce takkesi görünen keli halk deyip halkın cebinden eli çıkmayanlar…

Merhaba, tek garantileri maşallah, halka hep aşıladıkları iyi olur inşallah olanlar…

Merhaba, atı alıp Üsküdar’ı geçen, parayı verip düdüğü çalan, arabasını dağdan aşıran, düz ovada yolunu şaşıran…

Merhaba, romanıyla, şiiriyle, oyunuyla, yorumuyla, haberiyle memleketin başka köşesindeki insanların hallerini memleketin dört bir yanındaki başka insanlara kalemiyle anlatanlar…

Yazı ile uğraşanların kaleminden dünyada olup bitenleri, iyilik ve kötülükleri, haklı ve haksızlıkları, zalimlerle zülüm görenleri, felaketleri, yolsuzlukları, hokkabazlıkları, savaşlarda yitip giden canları, evini-yurdunu arkasında bırakmak zorunda kalan milyonları, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılanları, evleri, yurtları yerle bir edilenleri tanırız…

Başka hiç bir araç, insanları insanlara, toplumları toplumlara, halktan halklara, ulusları uluslara yazının kertesinde anlatıp tanıtamaz. Çehov’la, Gorki’yle, Tolstoy ve Dostoyevski’yle Rus insanı, Solohov’la, Simenov’la, Cengiz Aytmatov’la, Resul Hamzatov’la Sovyet insanını tanırız.

Cervantes’le, Lorca’yla geçmişten günümüze İspanyol insanını tanıyoruz. Mark Twain’le, Jack London’la, Herman Melville’le, Steinbeck’le Amerikan insanını tanıyoruz. Balzac, Zola, Flaubert bize Fransız insanını tanıtıyor. Dünya insanları yazın yoluyla, görüp konuşmadan birbirlerini çok yakından öğrenip tanımış olurlar.

Tanımak, sevmenin ilk adımıdır, tanımayınca birbirimizi sevmenin olanağı yoktur.

Yazı, bizi başkalarına ve başkalarını bize, turistik bir yapıt gibi salt güzel ve çekici yanlarımızla değil, güzellik ve çirkinliklerimizle, iyilik ve kötülüklerimizle, olumlu ve olumsuzluklarımızla tanıtarak birbirimizi bağışlayıcılıkla sevmemize yardım eder.

Savaşan ve savaşta birbirlerini öldüren insanlar, birbirlerini tanımıyorlar. Tanımadıkları için de sevmiyorlardır. Birbirlerini tanıdıkları ve sevdikleri halde birbirlerini öldürenler savaşmazlar. Savaşlar da cinayettir; hem toplu cinayettir, hem de bireyin istenci dışındadır. Savaşta, hiç tanışmadığınız, görmediğiniz, bilmediğiniz bir insanı öldürmeye çalışıyoruz ve bizi görmemiş, tanımamış bir insan da bizi öldürmeye çalışıyor. Ne garip değil mi?

Düşünelim: Savaşta karşılıklı olarak birbirlerini öldürmeye çalışanlar ve öldürenler, birbirlerini tanımış ve tanıdıktan sonra da sevmiş olsalardı yine de istençleri dışında savaş denilen bu toplu cinayete katılırlar mıydı?

İşte indik alana, merhaba dedik dört bir yana, sözümüz anlayana…