Siyaset kulislerinden aldığım bilgilere göre geçtiğimiz günlerde Güney ve Kuzey siyasi hareketlerinin bir numaraları aralarındaki sorunları konuşmak için bir araya geldi. Ancak bu girişimin torpillenmemesi için yayınlanmamak üzere verilen bilgi olduğundan dolayı detaylardan sözetmiyorum. 

Görüşmeden çıkan sonuç şu: Şengal’de HGP üniforması giyen güçler çekilecek, ancak HPG’ye yakın Şengalli Ezdi güçler orda bulunmaya devam edecek, orta vadede de Peşmerge güçlerine katılacak. Roj Peşmergeleri YPG çatısı altına girmek koşulu ile dönebilecek, bunun için taraflar kendi aralarında netleşecek ve bu konu gerekirse yeniden gündeme gelecek. PYD, Rojava’daki ENKS etkinliklerine müdahale etmeyecek. Tarafların basını daha olumlu bir dil kullanacak! 

Bu görüşmenin ardından özellikle PKK’ye yakın TV kanallarında Barzani ile ilgili olumlu birkaç haberin yapılması, Rojava’da tutuklu kimi ENKS’lilerin serbest bırakılması ve PDY’nin ENKS’ye ‘ülkeye dönme’ çağrısı gibi dikkat çekici gelişmeler yaşandı. 

Bu görüşmelerin ABD gözetiminde ve onların dahli ile olduğu da bilinmektedir. Eş zamanlı olarak ABD’li diplomatlar Şengal’de taraflar ile görüşmüş ve ara bulmak için devreye girmişlerdir. Bu konudaki girişimler basına da yanısıdı. 

ABD, Güney’de PDK, Rojava’da PKK (PYD) ile ittifak halinde ve iki ülkedeki bu müttefiklerinin en azından çatışma pozisyonundan çıkmasına çalışmaktadır. ABD’nin yeni yönetiminin bu konudaki siyasetinin ne olacağı bilinmemekle birlikte, ABD’nin Kürd güçleri arasındaki ilişkiyi dengede tutmaya devam edeceğini düşünüyorum. 

Tüm bunlar olup biterken, Kürdistan Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Duhok Üniversitesi’nde geçtiğimiz hafta katıldığı bir panelde PKK’yi Şengal’deki varlığı nedeni ile eleştirmesi üzerine 20 Aralık’ta KCK’den yapılan açıklamada; “KDP ile hem Şengal’de hem Rojava’da yaşanan sorunlar konusunda görüşmelerin sürdüğü, ortak çabaların yürütüldüğü bir süreçte bu tür açıklamaların yapılması iyi olmadı” şeklinde verilen yanıt hem taraflar arasındaki görüşmeleri teyit ediyor hem de gerginliği artırmamaya yönelik bir tavır olarak kaydediliyordu. 

Neçirvan Barzani’nin Şengal sürprizi!

Kürd siyasetini yakında izleyenler, Kürdistan’ın bu iki temel gücü arasındaki yakınlaşmanın pratik sonuçlarını beklerken, Neçirvan Barzani’nin önceki gün Şengal’deki PKK varlığı nedeni ile yaptığı; “çıkmazlarsa güç kullanırız” şeklindeki açıklaması ile şaşırdı. Barzani bir Türk gazetecisine söylediği bu sözlerinin öncesi ve sonrasında olumlu bir takım şeyler söylemesine rağmen, demecin amacının da bu mesaj olduğu anlaşılıyordu. 

Neçirvan Barzani’nin “PKK’ye karşı güç kullanmaktan” sözeden demeci, son iki yılda birkaç kez “bir daha Kürdler kardeşlerine asla silah kaldırmayacak” diyen Mesud Barzani’nin yaklaşımı ile tezat oluşturuyor. İlginç olan Kürd Başbakan’nın bu tavrına Türk makamlarının da, ki en son 25 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Gerekirse Şengal’e müdahele ederiz” yolundaki açıklamaları ile paralellik arzetmesi. 

Neçirvan Barzani’nin Türk yetkililer ile benzer bir dil kullanması, Mesud Barzani’nin brakuji konusundaki yaklaşımını boşa çıkarması, Kürdistan Hükümeti’nin Başbakanı olarak bir diğer Kürd partisine karşı “güç kullanmaktan” söz etmesi Kürdler arasında yeniden ciddi bir gerginlik ve kutuplaşmaya neden oldu. 

 

Brakuji’de taraf olmak!

Şahsen PKK ile PDK arasındaki Şengal sorunu ile ilgili kimin haklı kimin haksız olduğu tartışmasına taraf olmadan, sorun ne olursa olsun diplomatik yollardan, konuşularak çözülmesinden yanayım. Bunun alternatifi yoktur, ancak seçeneği iç savaş ve sonucu tüm Kürdlerin ciddi bir kayıp yaşaması olacaktır. 

Geçmişte Kürd güçleri arasındaki iç çatışmaların hiçbir konuda sonuç alıcı olmadığını, bu çatışmaların sadece Kürd toplumunu kemirdiğini, bir sonraki çatışmanın yolunu döşediğini, Kürd siyasetinin hakim devletlerin ipoteğine girmesine neden olduğunu ve bölgesel güçler çatışmasında figüran olmalarından öteye bir sonuç vermediğini tarihin tecrübesi ile sabittir.

Güney Kürdistan’da bugün olup bitenler, ülkemizin bu parçasındaki parçalanmanın özellikle Goran ile PDK arasındaki uzlaşmaz tavırlar sadece iktidar mücadelesi veya “ihanet" suçlamaları ile izah edilemez. Temel nedenlerden biri özellikle eski YNK’li Goran Lideri Newşirwan Mustafa, Hero İbrahim Ahmed ile Barzani Ailesi arasında kan davasına dönüşen brakuji geçmişidir. Aynı motif PDK-PKK ilişkileri için de geçerlidir. Unutulmamlıdır ki şimdi aynı gemide olan taraflar biri birlerini katlettiklerinde “bunlar bizim kardeşimiz değildir” diyordu. Kürd politik literatürü bu hikayelerle doludur. 

Kürd siyaseti arasında ciddi bir çelişki baş gösterdiğinde hemen trajik geçmiş hatırlanır ve eski defterler açılarak, yeni bir çatışmaya “meşru” zeminler hazırlanır, taraftarlar hemen yerini alır ve küfürler, hakaretler, tehditler uçuşmaya başlar!

Son 40 yılda  biribirini “bra/kardeş” olarak kabul etmeyen her parçadan Kürd partilerin, "ismi brakujî olmayan" iç savaşta öldürdükleri rakiplerinden kalan yetimlerin sayısı Lüxemburg'un nüfusundan fazladır. 

Kürd güçleri sadece hakim devletlere hizmet eden bu iç çatışmaların sonunda da bir başka çatışmaya kadar barışmak zorunda kalmışlardır. 

Unutulmamalı ki bugün Kürdistan’ı birlikte yöneten Barzani ile Talabani 1997'e kadar karşılıklı olarak "gökyüzü yıkılsa bir daha KDP/YNK ile barışmam" diyorlardı. ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın bu iki Kürd liderini Washington’da kameraların önünde el sıkışmaya zorlamasına dek!

İç savaşların haklısı da kazananı da yoktur, sadece kaybedeni vardır ve kaybedeni de üzerinde yaşayan tüm canlıları ile ülkenin tümüdür. Bu türden savaşların sürdüğü Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin kabus dolu hikayelerine, geçmişin Lübnan’ına şimdinin Irak’ına, Suriye’sine bakmak kafidir. 

Kürd örgütlerinden KDP/PKK/İKDP/İKP/KUK/PASOK/KAWA/DDKD vs geçmişte birçok kez çatışmış, karşılıklı on binlerce Kürd gencini katletmişlerdir. Ancak ölülerini gömmüş ve yeniden bir arada yaşamak, ortak olmak zorunda kalmışlardır. 

Kürd toplumunun modern tarih bilinci, şarkıları, hikayeleri hala kardeş öldürme motifleri ile sürmektedir. Kürdlerin en büyük sorunu siyasi partilerin birbirini yok edememeleri değil, bir araya gelme kültürlerinin, rekabetlerini demokratik yollardan yapma kapasitelerinin olmamasıdır.

İsimleri; “demokrat, işçi, değişim, yurtsever” ile başlayan Kürd siyasetinin temel güçleri neden müttefiği oldukları Batı uygarlığının değerleri üzerinden biri birleri ile ilişki kuramıyor? 

Herkesin siyasi eğiliminin farklı olması normaldir, ancak bir Kürd partisinin diğer bir Kürd partisi ile çatışma potansiyelini meşrulaştırmak, iç savaş kıvılcımına benzin dökmektir. 

Vicdanlı olanlar, "aydınlar" taraftarı oldukları partilerine, genel olarak tüm siyasete sorunlarını medeni yollardan çözmeleri konusunda baskı yapmalıdır, iç savaş kışkırtıcılığı değil. Unutulmamalı ki iç savaş savaşların en pisi, en rezilidir.

İç çatışmalar bir ulusun çocukluk hastalığı ise Kürd toplumu artık bu çocukluk hastalığını aşmalı ve buna karşı direnç geliştirmelidir.